31 Aralık 2010 Cuma

Hafta Sonu Raporu #2

"Acılı bir hayatla hayatsızlık arasında bir seçim yapmamı söyleseler, hiç duraksamadan acılı hayatı seçerim. İnsanlar hayatın ne kadar kötü olduğunu söylerse söylesinler, ben umudumu asla kaybetmedim. Henüz nasıl umut kaybedileceğini öğrenmedim." 

William Faulkner



Haftanın sözü,aynı anda yılın da son sözü olmuş oldu.
Yeni bir yıl için dileyebileceğim tek şey umutlarınızın hiç solmamasıdır.
Sağlık, mutluluk, iyilik, ve güzellik için. 
Umudumumuzu korursak, bundan sonra sevgi, sadakat ve samimiyetle birbirimize bağlanmaktan başka yapacak işimiz kalmıyor.
Mutlu bir yıl diliyorum. 

30 Aralık 2010 Perşembe

Stadyum Konseri mi dediniz?

Metallica, U2, Rammstein ve daha bir sürü ünlü grup ve şarkıcı geldiler Türkiye'ye ve stadyumlarda konserler verdiler. Hepsi ayrı bir show sundular. Hepsinin ayrı bir tadı vardı.

Ancak bir tane şöyle bir konseri stadyumda izleme şansı bulursak işte o zaman derim ki bu iş tamam. Hollandalı violin virtüözü André Rieu'nun konserleri böyle bir havada geçiyor.

Aynı zamanda orkestra şefi olan sanatçı, tam bir show business yapıyor. Ancak başarısının sırrı hem müziğe olan sevgisinde hem de yine orkestra şefi olan babasının desteğinde saklı. Konser sırasında seyirci ile olan interaktif iletişimi seyirciyi, sıkıcı bir konser havasından uzaklaştırarak büyülü bir dünyaya, keyifle bir yolculuk yaptırmakta.

Tabi ki bir rock veya pop konseri gibi çılgınca haykırışlarla dolu bir konser olmayacaktır. Ancak bir stadyum dolusu kişinin sadece alkışla eşlik ettiği bir konserin tadına doyum olmaz kanımca. 

Gelsede gitsek. 

André Rieu hakkında daha fazla bilgiye buradan ve buradan ulaşabilirsiniz. Keyifli seyirler


28 Aralık 2010 Salı

Kadının serüveni


"Bir kadın görürüz, ihtiyarlayacağını düşünürüz, ama ihtiyarladığını görmeyiz. Ara sıra kadının ihtiyarladığını görüyoruz gibi gelir bize. İşte serüven duygusu budur."
Jean Paul Sartre - "Bulantı" 'dan

Görmedim... Duymadım...


Kapıyı kapattı. Merdivenlerden aşağıya ağır adımlarla indi.
Hala içerden sesini duyabiliyordu, içli içli ağlayışının. Sessiz ama derinden.
Halbuki iki kat aşağıya inmişti. Hissetmek böyle bişeydi işte.
Apartmanın da kapısı kapandı.
Serin bir rüzgar esti yüzüne doğru. Bir kaç da damla geldi.
Yine bir ağlama sesiydi karşılayan.Bu defaki doğanın gözyaşlarıydı.
İki gözyaşı arasında kalmıştı. Biri içine diğeri dışına akan.
Gökyüzü de bunun için şiddetlendikçe şiddetleniyordu. "Dur. Gitme." der gibi.
Kapı kapanmıştı bir kere.
Yürüdü arabaya doğru.
Geçen arabaların ışıkları yetmiyordu aydınlatmaya hiçbir şeyi, gün ışığında bile.
Öyle karanlıktı artık herşey.
Arabanın kapısına geldi. Biraz durdu.
Camından yansıyordu, pencerede bakan güzel.
Elleriyle ağzını kapamış, içli içli ağlıyor ve hala sesini duyuyordu.
Durdu bir süre daha, baktı cama yansıyan güzele. Gidiyordu işte.
Düğmesine bastı anahtarın.Hoşçakal der gibi sinyalleri yandı aracın.
Açtı kapıyı. Oturdu arabasına.
Hiç çevirmedi kafasını. Kontağı çevirdi onun yerine.
Yaktı farlarını. Şimdi aydınlıktı yolu. Yalnız onun için.
Çevirdi direksiyonu. Bastı gaza. Ama yavaş yavaş.
Döndü tekerlekler. Ayrıldı limandan,ıslak bir yerde döne döne. Asla dönmemek üzere.
Hiç bir kadın gitmemişti böyle.
Hiç bir adam ağlamamıştı camda böyle.
Her erkek ağlayan bir güzel, her kadın giden bir erkek olabilirdi işte böyle.

Şık

Çok alengirli sevmiyorum ayakkabıları. Şık olsun,sade olsun. En nihayetinde takımın altına giyeceğiz. Öyle yanar dönerli şeylerle, fantastik atraksiyonlara girmek hiç tarzım olmadı.



Mr. Hare bu isteğimi duymuş gibi... Zira deri ve süet'i hiç bu kadar şık bir şekilde kombine edilmiş görmemiştim.
Özellikle uç kısmındaki yuvarlak hat ve ayağın tam şeklini alacak gibi görünen yumuşak deri yapısı rahatlığını dokunmadan hissettiriyor. Zaten bu hissiyatı da cebinizde hissediyorsunuz. $675 şiddeti ile buradan alabiliyorsunuz...
Afiyet olsun...





Coachelletta

Çekim tekniği çok başarılı ve etkileyici. HD ve tam ekran seyretmenizi tavsiye ediyorum. Lego'larım aklıma geldi.


Coachelletta from Sam O'Hare on Vimeo.

24 Aralık 2010 Cuma

Hafta Sonu Raporu #1


"Korkulmak sevilmekten iyidir. Sevgiyi ayakta tutan şey, şükran hissidir. Ancak insanlar fazlasıyla bencil olduklarından, kendi işlerine geldiği noktada bu şükran hissini bir kenara bırakıp çekip gidebilirler. Oysa korkuyu ayakta tutan, cezalandırılma olasılığıdır ki bu olasılık her zaman daha etkilidir."

Niccolò Machiavelli

23 Aralık 2010 Perşembe

Büyük Sözü #2

Dağdaki çoban sabah erkenden soğanı kaynatıp suyunu içiyormuş da,
Midene dokunmuyor mu ? demişler..
Şöyle etrafına bakınmış,anlamışlar ki Midesini arıyor..
Gene anlamışlar ki o gün ilk defa mide sözcüğünü duyuyor..
Mideyi sözcük olarak dahi bilmeyen çobana,
Soğan suyunun dokunması zor ve hatta imkansız gibidir..
Çoban kadar habersiz olamazsın ama sürekli de herşeyden haberdar olma..
Çoğu zaman unut mideni,kalbini ve diğerlerini..
Takma kafana her zaman bunları..
Çünkü kuruntu kendiliğinden hastalıktır..
Eğer varsa kuruntuların; yaş,kilo gibi tasalarla birlikte çöpe at..
Beynini kuruntuya terketme..
Beynini yalnız ve boş da tutma..            
Boş bırakırsan beynine şeytan girer..
Bu şeytanın adı da alzheımer’dır..
Buna fırsat verme,Beynini devamlı meşgul et;
En başta iş ve okuma, sonra bilgisayar..resim.. müzik..el sanatları..spor..at safarileri..
Ada turları..bahçeler..daha birçok hobiler..Ne olursa işte..
Küçük şeylerden zevk ve mutluluk çıkarmaya bak..
Sevdiklerinle çevrele etrafını..
Evin sığınağındır..
Eşin,çocukların,torunların.. Aileden sayılan diğer sevimliler;Kedin,köpeğin,kuşların,balıkların..
Büyük bir bahçen varsa, bir de midilli almalısın..
Sağlığının kıymetini bil..
Bir rahatsızlık çıktığında bunu ne çok önemse, ne de çok küçümse..
Fakat,bir an önce de düzeltmeye çalış..
Kendi kendinin doktoru olmak yetmiyorsa, o zaman yardım al..
Çarşı pazar gez.. Komşu illerde,dış ülkelerde dolaş..
Günlük yaşamında bazı hatalar yapıyorsan bile suçluluk,pişmanlık duygusuna kaptırma kendini..
Çünkü,hiç unutma ki; yaşam aldığın soluklarla değil, soluk kesen anlarla ölçülür..
Ne demiş Hayyam;
“ Kimler geldi,kimler gitti.
Her biri bir mum kadar hayata ışık saçtı.
Hangisi yarıp geçti karanlığı?
Birer masal söyleyip uyuya kaldılar”
Bunun içindir ki;
Masal anlatırken veda etmek zordur..
Bir şeyler düğümlenir boğazına..           
Her düşünce; cevapsız birer soru işaretinden ibarettir..
Her yaşadığımız da gizliden bir tedirginliktir..
Masal anlatırken gideceğiz ya işte...                                                      
Arkandan kalacaklar gelir aklına, senin ardından neler yaşayacakları, neler yapacakları..
Gitmek işte adı üstünde                         
Geride kalanlar sağ,sen selamet..
Hadi toparlan..
Usulca bırak benliğini boşluğa.O elbette gideceği yeri bulur..

İlker İNAL
--------

En güzel masalı anlatırken, tam bir hafta önce bugün uykuya daldı.
Sen bile karanlığı yaramadın ama,
Senin saçtığın bir mumdan çok daha büyük bir ışıktı.
O ışıkla yolumu buluyorum.
Nur içinde yat İlker İNAL.

21 Aralık 2010 Salı

Şarabın Işığında

Çocukluğumdan bu yana aydınlatma sektörüyle içli dışlı olan biri için basit ama özgün tasarımlar bana her zaman keyif vermiştir. Baktığınız zaman çok basit görünen, gün içinde mütemadiyen gözünüzün önünden geçen malzemeler, kimi zaman öyle şekillerde karşınıza çıkar ki, ben bunu nasıl düşünemedim diye kendi kendinize hayıflanırsınız. Aslında bir tasarımcı için başarısının en keyifli ve önemli kriteri, insanların bu tarz hayıflanmayla karışık takdir cümleleri olmalı. Yani en azından ben olsam bundan mutlu olurdum.
"Basit düşün,güzeli yakala."... Bunu yapabilmek çok ince bir meziyet.


Bildiğimiz şarap şişelerinden yaratmış oldukları bu aydınlatma ürünü de,tıpkı yukarıda bahsettiğim gibi kendi nazarımda takdirliktir.Bu masanın altında yenilecek keyifli bir akşam yemeğinin ve içilen harika bir Toscana şarabının tadı tarifsizdir. Hayata,basit şeylerle keyifli anlar katmak mutlu olabilmenin ince ayrıntılarıdır.
Tabi başarabilirseniz...

Bağlılık

Gerçekten seviyorsanız birşeyi, asla sıkılmazsınız.



Lord of the Rings Trilogy from Mario John on Vimeo.

20 Aralık 2010 Pazartesi

İnsani Yapılar

Bu Katalanlar başka türlü insanlar...

Ayrıntılı bilgiyi buradan alabilirsiniz.

19 Aralık 2010 Pazar

Sevmenin Gururu...


Seneler geçsin, sen beni bil, ben seni bileyim istiyorum.
Benim olduğu kadar dostlarının, dostlarının olduğu kadar benim ol istiyorum.
Nice sıkıntı ve zorluk yaşayıp anlatalım.
Yaşayalım ki, öğrenelim hayatı ve destek çıkmayı.
Birbirimizin omuzlarında ağlamalıyız.
Paylaşmalı ve beraber sıkılmalıyız.
Öyle ki, yalnız sıkılmak sıkmalı bizi.
Güzel günlerimizi, evimizde bir şişe şarap ve pijamalarımızla kutlamalıyız.
Yada bazen dostlarla ucuz biralar içerek...
Böylece yaşamalıyız işte.
Sonra çocuğumuz olmalı,
Düşünsene senin ve benim olan bir canlı.
Geceleri ağladıkça sırayla susturmalıyız.
Sen arada mızıkçılık yapmalısın ve ben söylenerek almalıyım sıranı.
Yorgun olduğum için yemek yapmamalıyım, söylenerek yumurta kırmalısın.
Hava soğukken birbirimize sıkıca sarılıp yatmalıyız.
Zaman su gibi akıp giderken, herşey yaşanmış bir hayatımız olmalı.
Herşeye rağmen hiç bıkmamalıyız birbirimizden Mutluda olsa, kötüde olsa, yaşadığımız günler bizim günlerimiz olmalı.
Saçlara düşünce aklar, yada gidince aklar, çocukları güvence altına alıp gitmeli bu şehirden.
Kavgasız, her sabah cinayetle uyanılmayan, sessiz bir yere gitmeliyiz.
Geceleri balkonda denizi seyredip, sandalyelerimizde sallanmalıyız.
Eve gelip benden kahve istemelisin.
Çocuklar gelmeli ziyaretimize, geçmişteki hareketli günlerimizi anımsamalıyız.
Ben, 'Bey' demeliyim sana, sende 'Hanım'.
Öyle sevmelisin ki beni bu yazdıklarım korkutmamalı seni.
Tebessümler açtırmalı yüzünde.
Birgün bu hayatı bırakıp giderken, sadece mutluluk olmalı yüzümüzde.
Birbirimizi sevmenin gururu olmalı herşeyde.... 


Can YÜCEL

18 Aralık 2010 Cumartesi

Deniz Bebek Hoşgeldin...

Her yeni gün bir umut taşır içinde...
Kaybettiklerimizin üzüntüsünü az da olsa bastırabilecek en güzel şey, hayata merhaba diyen yeni bir can.
Umutlarıyla,mutluluğuyla,sağlığıyla,sıhhatiyle...

Çok sevgili arkadaşlarım İnanç ve Burcu Sevilir çiftinin dünyaya gelen oğulları Deniz... 
Aramıza hoşgeldin.

Sevginiz ve mutluluğunuz şu resimdeki an gibi daim olsun.
 Sizi seviyorum.


17 Aralık 2010 Cuma

Anı yaşamak...


More Super Slow Motion [Water] - 550D from Rickard Bengtsson on Vimeo.

Miras

Sevgili  İlker İNAL'ın her tavsiyesi mirastır. Ama bu benim için en önemlisidir. Her zaman can kulağıyla dinledik, feyz aldık, ışığıyla nurlandık. Şimdi asıl görevimiz ondan aldığımız nuru etrafımıza daha iyi yaymakta. O böyle olmamız için bize iç güzelliklerini sundu ve paylaştı. Bundan sonra bu güzellikleri paylaşmak bizim görevimiz. 
Sen benim bilgemdin, rehberimdin. Sen gidince karanlıkta kalıcaz sanmıştım ama ışığında, ışığınla yürüyoruz güzel adam. Rahmetin bol olsun...

"Eski insanlar yaşadıkları çağın en akıllı yedi kişisini seçmiş ve bunlara “yedi bilge“ demişler..
Kuntay Pınar Kardeşim de  kendisine bir bilge seçmiş  onun rehberliğinde
“Her güne hayatının en güzel günü olması için şans veriyor..”
Sen de bu Pazar gününe şans ver, en güzel günlerinden biri olması için..
Zaten dünya sen olduğun için var,pazar günü sen olduğun için tatil..
Kahvaltıda ekmeğinin üzerine önce tatilini ve yaşam arzunu sür..
Sonra çık sokağa..
Gideceğin yerler  yeni anlayışlara açık olmalı..
Singapur’da  Maraş dondurması yiyenlerden olma..
Seni en yukarılara, sonra da en aşağılara çekecek  büyük dönme dolaplara da binme..
Bırak dönen dolapları..                                       
Sen kendi ayaklarınla bir tepeye tırman oradan dünyaya yukarıdan bak,
Manzara ayaklarının altına serilsin..
Tepedeki rüzgar hayatın hoyratlığını ve bezginliğini sana unutturacaktır..
Arkaik bulunsa da  sen günün marka kentlerini bırak..
Kültür kentlerine ve doğal değerlere yönel..
Bir tapınağın önünde  saflığın simgesi olan  Lotus çiçeğini görürsen,
Kendini yeniden tanıma fırsatın olur..
Dünyaya baktığında çerçevenin dışına çık ve kendine sor;
Lotus çiçeğine daha önce rastlasaydın hayatın anlamı ne olurdu ?
Hayatın önce meraklısı sonra da ustası olmalısın..
Sessizce ayrılmamalısın. "Bugün varım yarın yok olurum"  dememelisin..
Daha okunmayı bekleyen kitaplar, anılar ve umutların var..
Belki daha fazlası olabilirdi ama sen gene de elinden geleni yapmalısın..
Günlerini özene bezene sen hazırlayacaksın..
Heyecanlı olmasını sen isteyeceksin.Yoksa heyecansız bir ömrün ne tadı kalır ?
Ne yapacağını sen planlayacaksın..
Karanlığı ışığa çevirecek olan sensin..
Bunları bırakıp dünyanın sırrını bulmaya kalkışma
Bu yer bu gök bu yıldızlar, gönlünü ve sevgini hoş tutman içindir.Ötesine geçme..
Hayatı senden olan bir çocuk gibi  görebilirsin..
Yanağından makas alıp,onunla oyunlar oynayabilir, sonra ona bakıp bir mutluluk kahvesi içebilirsin.. 
Kendini böyle iyi hissettiğinde  sevdiğin insanların sesini duyabilmek için “alo“ de..
Ya da “ mail “ gönder..
Hayatı sevmenin çözemediğini başka hiçbirşey çözemez..
Bütün bu yazdıklarıma rağmen  gene de kendinde sorunlar görüyorsan,
Geriye son bir çare kalır.İçten bir gülümsemesi,içten bir yaklaşımı olan insanı arayıp bulmandır..
Öyle birisi güneş gibi içini ısıtır..
Böyle birinin kendiliğinden geleceğini sanma.."
Meyveleri toplaman için ağaca tırmanmalısın..
Meyve yere düştüğü zaman değil  ağaçtan koparıldığı zaman güzeldir..

16 Aralık 2010 Perşembe

Hiçbir şey ölmez, herşey yaşar...

Ondan aldığımız ışığımız, şimdi onun yolunu aydınlatsın, ışıklar içinde yatsın.
Seni unutmayacağız İlker İNAL.

15 Aralık 2010 Çarşamba

14 Aralık 2010 Salı

Bacardi Aşkına

Aile ruhu başka bişey.


Ama ailenin babasını tek geçerim.


Her derde devadır. İçelim!!!

13 Aralık 2010 Pazartesi

Yumurta Taşıma Ruhsatı

Neresinden tutsak kopacak bir konu. Bir kanun ki, silah taşıma yaşını 21'den 18'e mi indirdiğine şaşarsın, yoksa aynı anda ikisini taşıma, beş tane ruhsat alabilme hakkına mı? 


Diğer taraftan, üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkede Denizcilik Bakanlığı yokken, TBMM Silah Alt Komisyonu diye bir zerzevat dükkanından silahlanmayı teşvik edici bir yasa güle oynaya çıkarılabiliyor.

Bir kaç ülkenin silahlanma konusunda ki yasalarını örneklersek, durumun vehameti daha iyi anlaşılır;
  • İngiltere, bireysel silahlanmayı kesinlikle yasaklar. 
  • Fransa'da sadece savunma amacıyla taşıyabiliyorsunuz ki, bunun için çok ciddi bir tehditi kanıtlamanız gerekli. 
  • Yunanistan, kesinlikle ruhsal durumunuzun taşımaya elverişli olduğunu belirten bir rapor istiyor. 
  • Belçika, atış kulübüne üye iseniz izin verikor ki, o da belli şartlara bağlı.
Ama gel gör ki, bunun yanında yumurta ile yapılan bir protestonun can güvenliği tehditi oluşturduğunu savunabilecek kadar da akıl tutulmasına uğramış bir yönetimle karşı karşıyayız.

O halde soruyorum size;


Asıl tehlikenin farkında mısınız?

Önyargı

Bir insanın önyargılarını yıkmak için Tanrı olsanız bile gücünüz yetmeyebilir. Zira Tanrı'nın bile varlığına inandıramadığı insanlar var.



Özetle


Böylede takım olunabiliyor. Tebrikler.

Dunlin

Konsept dediğimiz, gerçekten "Boutique" kavramını yansıtan, ürün - mağaza birlikteliğindeki uyum her zaman heyecan vermiştir bana. Dunlin de bunlardan birisi.


Sahipleri Shiho Nagashima ve Ramana Goldstein tarafından 2006 yılında Brooklyn'de açılan mağaza tamamiyle el işi erkek ve bayan deri çantaları sunuyor müşterilerine.

Olurda bir gün Brooklyn'e yolum düşerse mutlak ziyaret edeceğim. Yolunun üzerinde olanlar varsa benim için de uğrasınlar lütfen.
Bilgiye bu blogdan ulaştım... Dunlin'in de blogu budur. Takip etmek isteyenlere.

Korku


Korkularımızdır bizi dizginleyen. Çoğu zaman doğruyu yapmamızdan bile alıkoyan, yanlışı yapmaya sebep olan. Yoktur korkusu olmayan. Sadece korkularını bilecek, bilincinle doğruyu yanlışı ayırt edeceksin. Kendini bilirsen eğer, zayıf ve güçlü yanlarınla savaşman gereken anlara hazırsın demektir. İşte korkmaman geren tek an kendinle olan savaştır.

12 Aralık 2010 Pazar

Değişim


"Dünya değişiyor... Bunu suda hissediyorum, toprakta hissediyorum... Kokusunu alıyorum. Eskilerden pek bir şey kalmadı zira hatırlayanlardan yaşayan yok artık..."
Galadriel

Biz böyleyiz...

11 Aralık 2010 Cumartesi

Düşersin baba...

Elinde bastonuyla, kaymadan yürümeye çalışıyordu, karın ışıl ışıl zemininde. Halbuki o kadar çıkma dedi oğlu. "Düşersin baba" dedi. Dinlemezdi, çünkü eşinin en sevdiği şeydi karda yürümek. Onunla birlikte en mutlu olabildiği anlardan biriydi. Fırsat bulduğu her anda yaşamalıydı.

Tutunurlardı sıkıca birbirlerine. Bir onun ayağı kayar, bir eşinin. Asla ikisinin aynı anda kaydığı görülmemiştir. İlahi bir güç mü dersin, zayıf anında diğerine destek mi? Her ne dersen de, asla düşmediler.

Halbuki çok da sevmezdi kar yağdığı zamanları.Ama lapa lapa yağan karın altında, yürürlerken eşinin sesine fon olurdu karın sessizliği.O tatlı sesinin melodisi koca bir senfoni orkestrasına solistlik eder gibiydi. Çoğu zaman sadece dinlerdi, sessizce.

Sokak lambalarından brinin altına geldiklerinde, eldivene rağmen soğuktan üşümüş parmak uçlarını alır tek tek öper,ısıtırdı onları. Ama soğuktan kızaran burnuna asla bir çözüm bulamadı. Belki de onun için yapamadığı tek şey oldu, burnunu ısıtabilmek.Çok şey düşündü ancak bir şey bile bulamadı. Yetemediği tek şey oldu bir ömürde. Burnunu ısıtamadı sahip olduğu en güzel şeyin.

Bugün kendi burnunu bile ısıtamıyor. Tek desteği bastonu. O da duyarsız. Ondan önce kayıyor sanki kıskanırcasına.

O da anılarını destek yaptı ruhuna.Korkmadan onla çıktı yollara.Hayattan geriye kalan yalnızlıkta, anıları hep yanında. Asla düşürmedi yere onlar da.

Bildi ki yolun sonunda hep onun ışığı vardı... Teninin parlak kar gibi ışıltısında onu sonsuzlukta sonsuz güzelliğiyle bekleyen.

Yürüdü... Bastonunu bir kenara bıraktı, anılarını bir kenara... Sadece yürüdü.

Oğlu demişti ki; "Düşersin baba"...

10 Aralık 2010 Cuma

Raporunuza bir... Suretinize iki...


Elektrik tesisatında meydana gelen kısa devre = Biz yaktık.

Bence raporun Türkçe meali budur. Zaten arkadaş, anlamıyorum. Yıllarca üniversitede rapor hazırladım.Bir kez şöyle basit şekilde açıklayacak raporum olamadı. Kabul etmediler zira. Ama biz yiyoruz. Yazıklar olsun bize.

Büyük Sözü #1

Gezmeyi seven birine “ Kutuplarda tatil var “ demişler.
“ Yalan değilse uzak sayılmaz “ demiş...
Çünkü arzu engel tanımaz.Hiçbirşey uzak sayılmaz...
Yeter ki arzulayıp inanasın.                        
Sen arzu ve inanç tohumlarını ek,beklediğini alamazsan bırak ürün vermeyecek toprak utansın...
Arzulamayı,uzakları yakın kılmayı ve başarıyı öğrenmelisin...
Buna rağmen ürün alamıyorsan kendini arasıra nadasa bırak...
Bazen de hayata karşı susma hakkını kullanmalısın.
Çünkü mutsuzluğunu öğrenip kimseler mutlu olmamalı... 
Susma hakkını kullandığında içinden kendine sor “ Sen kimsin ? “ diye...
ve hemen “Bana ne !“ diye cevapla ve neysen onu yaşa...
Daima yaşamla oyna ve yaşamda kal...
Bu arada nelerden ayrılıp, nelerle buluşman gerekir karar ver.
Hayata karşı disiplinin olsun.. 
Bugün bir at gezintisine çık desem, at nerde ? Diyeceksin…
Şansını ve isteklerini bir at gibi sürebilirsin…
Ya da sevmediğin biriyle sabah birlikte balığa çıkın…
Akşam dönüşte onu sevmeye başlarsın…
Balık tutarken seyrettiğin bulutları,martıları ve denizi  birilerine hediye et…
Hayata balıkçı gibi bakmaya başla..
Bugün güzel bir hikaye,güzel bir film,güzel bir mail gelip seni seçmeli.
Tadına varılacak bir gün yaşatmalı…
Okuduğun hikaye,seyrettiğin film  ve aldığın mail’den sonra  sendeki bir kavramı tartışmaya aç…
Kendi özünden yola çık aklını kimseye emanet etme…                     
Dalgaların kumsalı öptüğü hikayeler,sevginin coştuğu filmler ,kaybetmeyi öğreten maçlar…
Ve gidişlerin dönüş olduğunu sana ileten sevdiklerinin mail’leri,
Yüzme bilmeyen umutlarını  suya düşürmezler…
Kaplumbağların yollar hakkında,
Tavşanlardan  çok daha fazla şey anlatabileceğini ileten  sevdiklerinin mail’leri…
Karanlıkta uyanık duran aydınlıkta ise uykuda olanları ileten sevdiklerinin mesajları…
Uçmasını bilmeyen umutlarını yere düşürmezler…
İçindeki umutlar  beline bağlanmış taş gibidir.
Onunla ne yüzebilir ne de uçabilirsin…
Sadece sana göstermediği   karanlık yüzüyle bir ay gibi sana gülümser…
Ben gene de  yeni sabahlar…
Yeni umutlar dilerim...  
              
Çok değerli büyüğüm İlker İnal'ın paylaşımıdır.

Örnekleme

Her zaman en sevdiğim kombinasyonlardan biri olmuştur gri ve mavi birlikteliği. Hep çok dingin gelmiştir bu ikisinin uyumu.


Ancak siyah vazgeçilmezdir. En sevdiğim falan değil,olmazsa olmazımdır.


Her ne kadar böyle fit olmasak da takım elbiseyi doldurmak gerekli her zaman.Ama bu moda denilen meret kimi zaman beni hasta ediyor. Hele bu yazın modasıydı, kısa pantalon, şoset çorap ve klasik ayakkabı. Hem casual giyim de hem de klasik tarzda uygulamaları mevcut. Hele çorap giymeyenler var ki, akıllara zarar kanımca.Belki de benim tarzım değil, eleştirim ondandır.

...ama babacım gözünü seveyim, bi aynaya bak allah aşkına olmuş mu Luigi?



 Bak Salvatore Amca'ya... Olabilirsek böyle o zaman da, ne mutlu bize.

Takımsal Bakımlar

Bence erkeğin adam olduğunu hissedebildiği en önemli kıyafettir takım elbiseler. Tabi hissedebilmek için önce adam olmak lazım.Klişe olmuş,elbise içi dışı,adamın varlığı yokluğu aforizmasına yanaşmadan asıl keyifli kısımdan devam etmek isterim. Zira bu tartışmalar insan oğlunun çeşitliliğiyle paralel olarak, yeryüzü var oldukça devam edecek, paradoksal bir konudur. Noktayı şöyle koyabilirim ki, bir adamın varlığı, diğerlerinin adamlıktan yoksunluğuyla değer kazanır.


Bunun benzeri olduğumuz zamanlarda babamla ilgili çocukluğumda hayranlıkla izlediğim iki an vardı. Birisi araba kullanırken, diğeri de takım elbise giydiği zamanlar. Büyüyünce bende giyebilecek miyim derdim. Büyüdük, adam olduk mu bunu söyleyecek ben değilim ama arabayı da kullanıyoruz, takımı da giyiyoruz.

İş hayatımın bir döneminde de sürekli takım elbise giyme durumum hasıl olmuştu. Şu an ki işim gerektirmiyor ama şartları bunu gerektirecek şekilde şirketin planlamasında ince bir ayrıntı olarak aklımın bir köşesinde tutuyorum. Ciddiyet ve işe olan saygı benim felsefemde bir bütünü kapsar ve öncelikle kendine olan saygıdan geçer. Takım elbise de bunun sembolik bir parçasıdır. Evde pijama neyse, işte takım elbise o dur. Doğal yaşam ortamlarımızın formaları bunlar.

Benim için önemli. Dolayısıyla sıklıkla da bahsederim burada takım elbiselerden. Hayata bakışımdaki yeri budur.

Takım elbise candır.

Ortaya Karışık


Resim National Geographic'den

Hangisinden başlasan ısırmaya, diğerinin hatırı kalır. 

9 Aralık 2010 Perşembe

Nokta

"Ortasında bir noktaysak yaşadığımız dünyanın, her noktası ayrı bir dünyadır, herkesin paylaştığı."

Live is Life Maradona



Napoli'de "Live is Life"

Ya peki İran'da??? "Ya allah bismillah"

Para Çokomel Eğrisi

Ünlü Türk Düşünürü Cem Yılmaz'ın teorisidir, Para - Çokomel Eğrisi.

Teori çok basit; Parayı ver, Çokomel'i al.  Para - Çokomel, Para - Çokomel... Çokomel'i bile bedava vermezler.

İstediğiniz kadar prensipleriniz olsun, para denilen güç bir gün muhakkak karşınıza sorun olarak çıkar.

Katalan milliyetçiliğinin en büyük temsilcisi 100 yıllık geleneğine son vermek durumundaysa bu daha da iyi anlaşılabilir bir şeydir. Dilerim mecbur kalmazlar.

tenim un nom, . el sap tothom... Barça! Barça! Baaarça!
 

Edit : An itibariyle post'un bir gün sonrasında bir devrin kapanışına resmiyet kazandıran haber ulaştı: Artık Barca'da formasına reklam alıyor. Hem de hatırı sayılır bir para. Qatar Foundation sahibi Katar Emiri Şeyh Hamid Bin Halife El Tani tarafında 5,5 yıllığına 165 M€ ile anlaşma sağlanmış durumda. Ne demek gerekir bilemiyorum. Prensiplerin para karşılığında yenilgisini bir kez daha izlemek üzücü. Futbol'un endüstriyelliğinden bahsediliyorsa yenilgi mi, kazanç mı, bu da tartışılacak apayrı bir konu. Adet olduğu üzere bize düşen "Hayırlı olsun" demektir.

Sebep... Sonuç...



Neden diye soracak olursanız, hayatımda yediğim en güzel Quatro Formaggi bu adamların elinden çıktı. Bence Floransa'nın en kral italyan lokantası. Tacından belli değil mi?

Yetmez derseniz buyrun asıl masal kahramanımız.

Ahşap Fantazisi

Yaşamınızda kendi başınıza kalabildiğiniz, anormal bir durum olmadıkça rahatsız edilemediğiniz ve dolayısıyla düşünmek için fırsat bulabildiğiniz en önemli yerdir banyo. Tam aksine de sevdiklerimizle birlikte olabildiğimiz en önemli yerde mutfaktır. Ekmeğinizi paylaştığınız. Yemek kadardır mutluluğu, yemek yapmanın. Paylaşmanın.

Bu yüzden en önem verdiğim iki yerdir banyo ve mutfak. Özellikle dekorasyonları konusunda her daim ilgiyle takipteyimdir.Özgün dizaynların yarattığı heyecan, ilgimi her daim sıcak tutar.

Aynen Idea Design International tasarımcıları Paul Pardini ve Charles Lapucci'nin dizayn ettikleri bu ultra modern banyolar gibi.



Flora için tasarlanmış Fusion Serisi, ahşap ve akriliğin müthiş uyumunu olağanüstü bir keyifle karşımıza çıkarıyor.Hani derler ya, "Italian Job" tam karşılığı bu olsa gerek.Araştırdım ancak Türkiye'de bu markanın herhangi bir satış noktasını veya tedarikçisini bulamadım.Şimdilik keyifle resimlerine bakmakla yetiniyorum.






Ha bir de modern serisine ek olarak klasik serisi var ki tadından yenmiyor.

8 Aralık 2010 Çarşamba

Yağda Yumurta


Maharetli ellerden çıkmış yağda yumurtanın tadı hiçbir şeyde yoktur. Hiç denemedim ama sanırım Kuzu'nun kuyruk yağından yapılanın da tadı pek bir güzel görünüyor.

Bay Pass

Nam-ı diğer By-Pass;

Hiç hoş gelmediniz. Umarım da hoş bulmamışsınızdır.

Geldiniz... Yediniz... İçtiniz... Geçtiniz... Gittiniz...

Gidişiniz olsun dönüşünüz olmasın.

Bir daha asla görüşmemek umuduyla.

Ma-aile öperiz...

Re-Born

Son bir haftadır yaşadıklarım, hayatın zorlu sınavlarından biriydi. Belki de en zorlusu. Kaybetme korkusunu en güçlü şekilde yaşadığım, ışığı görmek için karanlıkta umutla yürüdüğüm sıkıntılı ama sonu huzurlu birkaç gün.

Yaşadıklarımızdan çıkaracağımız dersle, sabrımızı ve hayata bakışımızı kökten değiştirebilecek mühim olaylar. Bunun farkında olmak, mühim olan en büyük halka. Farkındayım ve şükrediyorum.

Geçen gün bu filmi seyrederken bir söz dikkatimi çekmişti.

Büyücü Balthazar der ki;


 "Kimse en sevdiği insanlarla geçirmek için ne kadar zamanı kaldığını bilemez.Keyfini çıkarın."

Bugün, o günden çok daha iyi anlıyorum, bu sözün önemini ve değerini.

ve hayatı paylaştıklarım... Bugün sizi daha da çok seviyorum...

6 Aralık 2010 Pazartesi

Başarı

"İyi bir başlangıç, yarı yarıya başarı demektir." - André Gide

İlk Adım...

Uzunca süredir aklımda olan bir şeydi blog sahibi olmak. 

Okuduğum bir çok kaliteli blogun bu girişimimde etkisi fazla. Ama bir heves olmaması en büyük dileğim. Zira insan oğlunun en dehşet verici özelliklerinden birisi kanımca, heves dediğimiz zayıf duygu. Anlık heyecan patlaması her daim bu duyguyu canlı tutar. Bir an bakmışsınız iz kalmamış heyecandan. 

Bunun bilinciyle başlıyorum yazmaya. Umarım kendime ulaşma hevesim, sabun köpüğü kıvamında olmasın, bir kahvenin kırk yıllık hatırı kadar uzun olsun köpüğü.

Dilerim öyle olsun...

ve Merhaba yeni hayat...